15 Mart 2013 Haber Yayın Tarihi:

Camiler İbadet yeridir Siyaset yeri değil

camiler

CHP İstanbul Milletvekili, Çorumlu emekli Müftü İhsan Özkes, “Diyanet’in adeta camileri siyasetin emrine amade kılar tavrı şirazeden çıkmıştır. Diyanet, iktidarın toplum mühendisliği taşeronu olmamalıdır. Diyanet’in yöneticileri iktidara değil Allah’a yakın olmalıdır.” dedi.

CHP Parti Meclisi Üyesi, İstanbul Milletvekili, emekli müftü, hemşerimiz İhsan Özkes, Niğde Milli Eğitim Müdürü’nün “Cuma Buluşmaları” adıyla camide veli toplantısı düzenlemesiyle ilgili Meclis araştırması açılması isteğiyle verilen önerge üzerine CHP Grubu’nun görüşlerini açıklamak üzere TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, camilerin propaganda merkezleri haline getirilmesinin sakıncalarına dikkat çekerek, “1400 yıl sonra Camileri tekrar Emeviler devrindeki duruma döndürmek İslam’a ve ülkeye ihanet olur” diye konuştu.

Allah’a ait sıfatları Başbakan’a vermenin Müslümanlığa sığmayacağını savunan ve  “Başbakana ‘er kişi niyetine’ denilmeyecek mi?” diye soran İhsan Özkes, şu görüşleri ifade etti:

“22 Şubat 2013 Cuma günü Bağlama kasabası camisinde bir Cuma günü, Cuma namazı öncesi camiye gelen erkeklerle güya veli toplantısı yapıldı.

Maalesef, koltuğunu sağlamlaştırmanın veya terfi etmenin yolu din, iman, cami, Kur’an istismarından geçer oldu.

2600 nüfuslu Bağlama kasabasında 2 okul var. Her iki okulun 300’er kişilik toplantı salonu var. Ayrıca Belde Belediyesinin 500 kişilik salonu var. Veli toplantısı bu salonlarda değil camide yapılıyor. Hem de Cuma günü Cuma namazı öncesinde.

Din görevlisinin Cuma öncesi Cuma vaazı vermesi engelleniyor. 1400 yıllık Cuma öncesi yapılan vaaz geleneğine aykırı olarak milli eğitim müdürü din istismarına yeltenmiştir.

Diyanet’in adeta camileri siyasetin emrine amade kılar tavrı şirazeden çıkmıştır. Diyanet, iktidarın toplum mühendisliği taşeronu olmamalıdır. Diyanet’in yöneticileri iktidara değil Allah’a yakın olmalıdır.

Bir müddet önce Diyanet dindarlık anketi yapmıştı.  Namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek ve zekat vermek gibi ibadetlerin hangi ölçüde yapıldığı araştırılabilir. Ancak çok dindar, az dindar ve dindar değil anketi nasıl yapılabilir? Diyanet yetkilileri önce, kendilerinin ne kadar dindar olduklarını test etsinler. Sonra da kul hakkı yiyenlerin dindar olup olmadığını açıklasınlar. Hırsızlık, haksızlık, yolsuzluk, zulüm, şiddet ülkeyi sarmalamış durumdadır.

Dün basına çıkan haberlerde Sayın Başkan şöyle diyor : ‘Türkiye’de 15 ila 20 milyon arasında Cuma namazı kılan vatandaşımız var… Bu insanların üçte biri Cuma namazını yer bulamadığı için sokakta kılıyor.’ Sayın Başkana göre 5 ila 7 milyon arasında vatandaşımız Cuma namazını sokakta kılıyormuş. Diyanet İşleri Başkanına hiç değilse doğruya yakın olanı söylemek yakışır.

Sayın Başkanın malumlarıdır ki, camilerin altlarındaki ve çevrelerindeki marketler, ticarethaneler olmasa, namaz kılmak için insanların sokağa taşması azalacaktır.

Diyanet, asli görevinden uzaklaşmış, ticaret ve siyasetle meşguldür. Camiler, ibadethanedir, iktidarın siyasi amaçlarını kolaylaştıran yerler değildir.

Bilindiği üzere Emeviler devrinde camiler, propaganda merkezleri haline gelmişti. Dinin saltanata dönüştüğü o dönemde Emeviler, iktidarı ve icraatlarını hak, karşıtlarını ise din dışı ilan ediyorlardı.  Allah, kitap, hilafet adına muhalif olanları bertaraf etmeyi meşrulaştırdılar. Din ile bağdaşmayan icraatlarını Allah’ın takdiri olarak gösterdiler.

1400 yıl sonra Camileri tekrar Emeviler devrindeki duruma döndürmek İslam’a ve ülkeye ihanet olur.

Cuma namazına gelen her insan öğrenci velisi değildir. Cuma namazlarına kadın veliler zaten gelmiyorlar. Niğde ili Bağlama kasabasında camide yapılan veli toplantısı değildir. Camilerin siyasi büro haline dönüştürülmesidir. Siyaset üstü kalması gereken camilerin siyasi arenaya çevrilmesi üzücüdür.

Eğer maksat eğitim ise; nur içinde yatsın ve mekânı cennet olsun, rahmetli Türkan Saylan’ın kurduğu, kız çocuklarının eğitim ve öğretimine destek veren Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğinin cami avlusuna bile girmesine tahammülsüzlük neden?

Mübarek, kutsal mekânlar siyasi vesayet altına alınamaz.

Gerçi, bir Bakan, Sayın Başbakanın doğduğu, Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu ve ilk defa milletvekili olduğu Rize, İstanbul ve Siirt’i mübarek olarak ilan etmiş.

Sayın Başbakanı 2. Peygamber gibi gören bir il başkanını, Başbakana dokunmayı ibadet sayan bir milletvekilini, Başbakan için şükür namazı isteyen bir belediye başkanını, Başbakana canını kurban eden bir milletvekilini duymuştuk ama Başbakanın doğduğu ve seçildiği yerleri mübarek sayan bir devlet bakanını görmemiştik.

Bir yerin mübarek olması ancak Yüce Allah’ın ve Sevgili Peygamberimizin buyurması ile olur. Nitekim Kur’an-ı Kerim, Mekke’deki Kabe’yi Mübarek olarak vasıflandırmaktadır. (3/Ali İmran 96) Bir yeri Başbakandan dolayı mübarek saymak hangi inanca sığar?

Mübarek yer deyince sahi Mekke’yi Mükerreme’deki, Kabe’yi Muazzama’nın, Mübarek Mescidi Haramın revakları yıkılıp paketleniyor.

Suudiler, 1926 yılında Hz. Muhammed’in kabrini yıkmak istediklerinde Mustafa Kemal Atatürk, ‘Eğer bir taşına bile dokunursanız ordumu aşağı gönderirim’ diye bir telgraf çekerek Hz. Muhammed’in kabrinin yıkılmasını önlemişti.

Yine rahmetli Turgut Özal Cumhurbaşkanı iken, Kabe’deki revakların yıkılması gündeme geldiğinde merhum Özal, dirayetiyle revakların yıkılmasını durdurmuştu.

Ancak; din, iman, cami, Kuran ‘ı dilinden düşürmeyenler revakların yıkılmasına seyirci kalıyorlar. Hem de muhteşem Süleyman’ın oğlu ll. Selim zamanında Mimar Sinan tarafından yapılan revaklar yıkılıyor.

Ecyad Kalesi’nin yıkılmasından sonra Kabe’deki revakların da yıkılışı ile Osmanlı izleri tamamen silinmektedir. Artık, 15 metre geriye çekilecek revaklar, Osmanlının Mimar Sinan eseri olan revaklar değil, Suudilerin beton yığını olacaktır.

Bir başkası mübarekliği de geride bırakarak Allah’a ait vasıfları Başbakan için kullandı. AKP Genel Başkan Yardımcısı ‘Tayyip Erdoğan Türkiye’nin ilelebed, ezeli ve ebedi başkanıdır’ demiştir.

İlelebed, sonsuza dek demektir. Ezeli, evveli, başlangıcı olmayan demektir. Ebedi ise ilelebed ile aynı anlamda olup sonu olmayan demektir. İlelebed, ezeli ve ebedi sıfatları sadece ve sadece Allah’a aittir. Allah’a ait olan bu sıfatları Başbakan’a vermek Müslümanlığa sığar mı?

Başbakan musalla taşına geldiğinde ‘er kişi niyetine’ denilmeyecek mi? Nasıl olur da fani olan birine baki olan Allah’ın sıfatları verilir?

Görüldüğü üzere dini siyasete alet etmek inancımız açısından da vahim neticeler doğurmaktadır. Dünyanın geçici menfaatleri için yüce dinimizin istismarına rıza göstermeyelim. Camilerin dini ve milli bütünlüğümüzü bozacak davranışlara mahal olmasına izin vermeyelim.”

Düşünceni söyle, yorum yaz...