
ANKARA — Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensuplarının, 15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından kaçtıkları batı ülkelerinde örgüt kimliklerini “gazeteci”, “sürgün entelektüel” veya “insan hakları savunucusu” söylemleriyle perdeleme stratejisi, uluslararası alanda yeni bir kamu diplomasisi ve güvenlik sorunu olarak öne çıkıyor. Örgütün medya yapılanması, dijital platformlar üzerinden Türkiye’nin milli güvenliğini, toplumsal huzurunu ve kamu düzenini hedef alan dezenformasyon faaliyetlerini sistematik bir şekilde sürdürüyor.
Yapılan incelemeler, firari örgüt mensuplarının kullandığı dezenformasyon tekniklerinin, Nazi Almanyası’nın Propaganda Bakanı Joseph Goebbels’in geliştirdiği algı yönetimi, kitle manipülasyonu ve “yalanı sürekli tekrar ederek meşrulaştırma” ilkeleriyle birebir örtüştüğünü gösteriyor.
“Ucuz Halk Radyoları”ndan Sosyal Medya Algoritmalarına
Goebbels’in 1930’lu yıllarda Nazi propagandasını her eve sokmak amacıyla ürettirdiği ucuz halk radyoları (Volksempfänger), dönemin bilgi akışını tek elden yönlendirme işlevi görüyordu. Dijital çağda ise bu işlevi, sınır tanımayan, denetimsiz sosyal medya platformları ve çevrim içi yayın kanalları üstleniyor.
FETÖ’nün firari medya kadrosu, barındıkları ülkelerin sağladığı hukuki koruma ve dijital mecraların sunduğu anonimlik/erişim kolaylığından yararlanarak sözde “özgür ve tarafsız basın” söylemi adı altında hibrid bir propaganda savaşı yürütüyor. Yalan haber, çarpıtılmış belgeler ve kurgulanmış senaryolar, algoritmaların etkileşim odaklı yapısı kullanılarak kitlelere enjekte ediliyor.
Görev Dağılımı ve Tematik Dezenformasyon
Örgütün medya yapılanmasının tesadüfi yayınlar yapmadığı, aksine belirli bir stratejik iş bölümü çerçevesinde tematik odaklanmaya gittiği görülmektedir:
15 Temmuz Darbe Girişimi ve Operasyonel Gerçekleri Karartma Arayışı: Adem Yavuz Arslan ve Alpay Gözübüyük gibi isimlerin, özellikle 15 Temmuz gecesi yaşananlar ve Cumhurbaşkanına yönelik Marmaris suikast girişimi gibi somut yargı kararlarıyla sabitleşmiş olayları sulandırmaya, şüphe bulutu oluşturmaya ve örgütün darbedeki rolünü gizlemeye yönelik yayınlara ağırlık verdiği tespit edilmektedir.
Komplo Teorileri ve Algı Operasyonları: Cevheri Güven ve Emre Uslu’nun, geçmişteki kumpas davalarının metodolojisini sürdürerek, karanlık iddialar, suikast senaryoları ve faili meçhul olaylar üzerinden toplumda güvensizlik ve korku iklimi yaratmayı hedeflediği görülmektedir.
Toplumsal Kutuplaşma ve Siyasi Propaganda: Said Sefa ve Asım Yıldırım gibi isimlerin ise genel siyasi gündem üzerinden kamuoyunu manipüle etmeye, devlet kurumlarının meşruiyetini hedef almaya ve radikalleşmeyi teşvik eden söylemler üretmeye odaklandığı belirlenmektedir.
Hukuki Durum ve Yetkili Makamlara Çağrı
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamındaki terör örgütü üyeliği, halkı kin ve düşmanlığa tahrik ile dezenformasyon suçlarının yanı sıra, uluslararası hukuk açısından da bu faaliyetler açık bir suistimal oluşturmaktadır. İfade özgürlüğü sınırlarını aşarak doğrudan terör örgütlerinin propaganda aracına dönüştürülen bu yayınlar karşısında yetkili makamlar ve uluslararası kurumlar nezdinde atılması gereken kritik adımlar bulunmaktadır:
1. Uluslararası Adli Yardımlaşma ve İade Süreçleri: Firari kişilerin sığındıkları ülkelerin adli makamlarına sunulan iade dosyalarında, şahısların “gazetecilik” faaliyetinde bulunmadığı, doğrudan bir terör örgütünün medya organı gibi hareket ettiği yönündeki somut delillerin kararlılıkla takibi sürdürülmelidir.
2. Dijital Platformların Sorumluluğu ve Erişimin Engellenmesi: Dijital yayın platformlarının, terör propagandası ve nefret söylemi içeren içerikler konusunda uluslararası standartlara ve ev sahibi ülkelerin yasalarına uygun hareket etmesi yönünde hukuki ve diplomatik girişimler artırılmalıdır.
3. Siber Mücadele ve Kamuoyu Bilinçlendirmesi: Siber Suçlarla Mücadele ve Dezenformasyonla Mücadele birimlerinin, örgütsel hesap ağlarını ve bot sistemlerini tespit ederek kamuoyunu doğru ve şeffaf bilgiyle zamanında bilgilendirmesi, Goebbels tarzı algı operasyonlarının etkisini kırmak adına kritik önem taşımaktadır.
Gelişen iletişim teknolojileri, haber alma hakkını genişletirken terör örgütlerine de yeni manipülasyon alanları sunmaktadır. Bu durum, basın etiğinin ve kamu güvenliğinin korunması için hem adli hem de teknolojik boyutlu, kararlı bir mücadeleyi zorunlu kılmaktadır.



