

Bir yatırımcının hayalleri, devletin güvencesini temsil eden makamların gölgesinde nasıl yok edilir? Çorum’un Boğazkale ilçesinde patlak veren ve yargıya taşınan son arazi yolsuzluğu iddiası, tam da bu sorunun yanıtı niteliğinde. Sıradan bir dolandırıcılık hikayesinin çok ötesinde; içinde dönemin Tapu Müdür Vekili, Ziraat Odası Başkanı ve Köy Muhtarının adının geçtiği bu organize iddia, kamu bürokrasisine olan güveni derinden sarsacak cinsten.
Peki, adalet mekanizmasını ve kamu gücünü arkasına aldığı iddia edilen bu “güven halkası” bir yatırımcıyı nasıl tuzağa düşürdü?
Güven Maskesi Altında İlk Perde: 6-7 Milyonluk “Hayali” Cennet
Her şey, 2024 yılının Nisan ayında yatırımcı C.K.’nin Boğazkale’de değerli bir taşınmaz satın alma arayışıyla başladı. Yatırımcının karşısına, ilçede mülkiyetin en üst koruyucusu olan dönemin Tapu Müdür Vekili M.Ş. çıktı. M.Ş., piyasa değerinin 6-7 milyon lira olduğu söylenen, içinde villa ve meyve bahçesi bulunan “kupon” bir araziyi hararetle önerdi. Sözde arazi sahibi A.K. ile masaya oturuldu.
Süreç burada da bitmedi. Yatırımcının içine doğabilecek en ufak bir şüpheyi gidermek adına sisteme iki “yerel aktör” daha dahil oldu: Köy Muhtarı H.A. ve dönemin Ziraat Odası Başkanı A.M. Yatırımcıya araziyi yerinde gezdiren bu isimler, “Hiçbir hukuki pürüz yok, arkasındayız” diyerek tam güvence verdi.
Ankara’da atılan imzalar, ödenen milyonlar ve en acısı da… Kendilerine “devletin ve üreticinin temsilcisi” süsü veren Tapu Müdür Vekili ile Ziraat Odası Başkanı’na ödenen yüklü miktardaki “aracılık komisyonları”.
Şok Rapor: Yatırım Yapmak İsterken Bakanlık Duvarına Çarptı
Yatırımcı C.K., satın aldığı bu değerli arazinin girişine otel yapmak amacıyla kolları sıvayıp resmi başvuruda bulununca acı gerçekle yüzleşti. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan gelen resmi yazı adeta tokat gibiydi: Yatırımcıya lüks villa ve bahçe diye gösterilen alan, aslında devlete ait kamu arazisiydi!
Kendisine gösterilen parsel ile tapuda devredilen parselin bambaşka olduğunu anlayan yatırımcı, durumu satışa aracılık eden elit şebekeye sordu ancak hiçbir tatmin edici yanıt alamadı. Resmi unvanlar arkasına saklanarak yapılan bu tezgah, devletin resmi raporuyla deşifre olmuştu.
Arsızlığın İkinci Perdesi: Zararına Geri Alırken Bile Komisyon!
İddianamedeki en çarpıcı ve kan donduran detay ise dolandırıcılığın sürdürülebilir bir sektöre dönüştürülmüş olması. Mağdur yatırımcı elindeki sorunlu araziyi ne pahasına olursa olsun elden çıkarmak isteyerek çırpınırken, aynı ekip hiç bozuntuya vermeden tekrar sahneye çıktı.
Yatırımcıya zararına da olsa bir alıcı bulduklarını söyleyen şüpheliler, arazinin değerini düşürerek geri alınmasını sağladıkları yetmezmiş gibi, bu ikinci “kurtarma” operasyonu için de mağdurdan utanmadan 100 bin lira daha komisyon kopardılar.
Ucu Kime Dokunursa Dokunsun: Şimdi Hesap Zamanı
Sungurlu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianame, adaletin mülkün temeli olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Savcılık; kamu görevlisinin nüfuzunu, odanın itibarını ve muhtarın mührünü haksız menfaat sağlamak için birer araç olarak kullanan bu 4 şüpheli hakkında “nitelikli dolandırıcılık” suçundan dava açtı.
Şimdi sormak gerekiyor: Devletin mührünü, tapusunu, köylünün ve üreticinin makamını arkasına alarak nitelikli bir tezgah kurduğu iddia edilen bu kişiler, yargı önünde bu organize cesaretin hesabını nasıl verecek? Kamu güvencesini arkasına alarak vatandaşı avlayanlar hak ettikleri cezayı alacak mı? Gözler, Çorum’da açılan bu ibretlik davanın mahkeme salonunda olacak.



