21 Aralık 2022 Haber Yayın Tarihi:

Amirallere Oybirliğiyle Beraat

Yazar: Müyesser Yıldız

20 ay önce, aralarında üç eski Deniz Kuvvetleri Komutanı’nın da bulunduğu 103 emekli amiral ana fikriyle, “Montrö önemlidir… TSK’da yeni tarikat yapılanmalarına izin verilmesin.” dediği için 24 saat içinde tabir-i caizse kıyamet kopartıldı.

Siyasilerden MSB başta olmak üzere tüm bakanlıklar, yüksek yargı organlarından AKP yanlısı sivil toplum örgütleri bu emekli amiralleri, “vesayetçi, dış güçlerin piyonu, FETÖ kuyruğu, şerefsiz, kaos simsarı, edepsiz, zevzek” olmakla suçladı. Rütbelerinin sökülmesi ve emekli maaşlarının kesilmesi istendi.

Sıcağı sıcağına ve neye göre seçildikleri anlaşılamadan 10 isim gözaltına alındı. Yurtdışı yasağı ve ayaklarına kelepçeyle serbest bırakıldılar. Tamamının askeri tesislere girmesi yasaklandı, üç eski Deniz Kuvvetleri Komutanı’nın koruması kaldırıldı ve lojmandan çıkarıldılar.

Sonrasında emekli amirallerin bu açıklamasını “kınamadığı” için Türkiye Emekli Subaylar Derneği (TESUD) yönetimi görevden alınıp yerine kayyum atanırken, TESUD Başkanı emekli Tuğgeneral Namık Kemal Çalışkan da bu soruşturmaya dahil edildi.

Nihayetinde 102 emekli amiral ve 1 emekli tuğgeneral hakkında, “Anayasal düzene karşı suç işlemek için anlaşma” suçlamasıyla iddianame hazırlanıp 3 yıldan 12 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Davaya Cumhurbaşkanlığı ve MSB müdahil olmak istedi; ancak Mahkeme sadece Cumhurbaşkanlığı’nın katılım talebini kabul etti.

Yapılan yargılamalar sonucunda Savcı, 91 emekli amiralin “kastı” olmadığı için beraatını, 12 ismin ise cezalandırılmasını talep etti.

Yaşları 70 ilâ 90 arasında değişen bu emekli askerlere yaşatılan 20 aylık maraton bugün, şimdilik sona erdi ve Mahkeme oybirliğiyle, “suç işlemedikleri sabit olduğundan” tamamının beraatına karar verdi.

O Açıklama Bir Çığlıktı

Ankara 20. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, geçen haftadan bu yana sanıkların esas hakkında mütalaaya karşı savunmaları alınıyordu.

CHP Milletvekilleri Candan Yüceer, Nurhayat Kayışoğlu, Ali Mahir Başarır ve Servet Ünsal’ın da izlediği bugünkü son celse, sanıklardan Önder Çelebi’nin avukatı Can Yücesoy’un savunmasıyla başladı. Av. Yücesoy, birtakım kesimlerin hoşuna gitmese de yapılan açıklamanın düşünce ve fikir özgürlüğü kapsamında olduğunu bildirdi.

Cezalandırılması istenen emekli Tümamiral Mustafa Özbey’in avukatı Hüseyin Özbek, Türk denizcilerinin Montrö duyarlılığının arka planını açıklamak için Donanmayı Hümayun’dan Türk Deniz Kuvvetleri’ne uzanan bir tarih turu yaptıktan sonra özetle şunları söyledi:

“Montrö Sözleşmesi, Türkiye’ye sağladığı kazanımlar açısından ülkemizin deniz güvenlik sigortasıdır. Denize düşmemek, yılana sarılmamak için Türkiye’nin elinde Lozan, Montrö gibi devletler hukuku açısından geçerli ve bağlayıcı garantiler vardır. Lozan ve Montrö, Türkiye’nin savunma kalkanı, uluslararası hukuk zırhlarıdır. Bu iki anlaşma konusunda bilgiye değil, yanlış önyargılara dayalı yaklaşımlar, değersizleştirmeler, sıradanlaştırmalar, artık bunlara ihtiyaç kalmadığı anlamına gelen beyanlar son derece yanlıştır. Bu tür yaklaşımlar ve kamuoyunda yanlış algılara yol açacak beyanlar karşısında konunun uzmanı olanlar tarafından görüş beyan edilmesi tekdir değil, takdir edilmesi gereken bir tutumdur. Büyük devletlerin Montrö’yü delmek, Türkiye’nin güvenliğini bozmak, Türkiye’yi uluslararası hukuk güvencelerinden yoksun bırakmak için baskılarını artırdığı bir dönemde Amirallerin duyurusu, yeni İnebahtı’lar, Navarin’ler yaşanmaması için atılan bir çığlıktır. Rusya-Ukrayna savaşı da beraat talebimizin en önemli delilidir.”

Av. Özbek, açıklamadaki cübbeli amiral konusunda ise “FETÖ”nün devleti önce dönüştürme, nihayetinde yıkma planlarına işaret ederek, “Donanmaya yönelik postmodern Navarin baskınıyla Türkiye; Ege, Akdeniz ve Karadeniz’de hiçbir varlık gösteremez, gemileri limandan çıkamaz hale getirilecekti. Duyuruda sarıklı/cübbeli amiralden bahsedilmesi, yakın geçmişte yaşanan FETÖ kalkışmasının bir benzerinin ileride yaşanmaması amaçlıdır.” dedi. Av. Özbek savunmasını, “Bu dava, Türkiye’nin kendi ayağına sıkmasıdır. Bu davayla Montrö’nün delineceği; Ege, Akdeniz ve Karadeniz’de kararlı olunmadığı izlenimi verilmektedir.” tespitleriyle tamamladı.

Sanıklardan Gürkan İnan’ın avukatı Nazlı Elif Özsırkıntı, geriye çekilip bakıldığında, bu açıklamanın ne kadar normal olduğunun görüleceğini belirtirken Atilla Tonguç’un avukatı Hikmet İşler, Rusya-Ukrayna savaşının, emekli amirallerin muhteşem öngörüsünü ortaya koyduğunu vurguladı. Av. Mehmet Kartal da, “Siyasi parti liderleri tepki göstermese bu dava açılmayacaktı. Açılmasının sebebi, siyasilerin tepkileridir.” dedi.

Av. Hamit Baykara ise sanıkların sanki hüküm giymiş gibi aileleriyle birlikte cezalandırıldıklarını belirtirken bu dava yüzünden müvekkilinin avukatlık ruhsatının iptal edilmesine dikkat çekti.

Cumhurbaşkanlığı Avukatı “Muhtıra” Dedi

Sanıklar ve avukatlarının savunmalarının tamamlanmasından sonra davanın katılanı Cumhurbaşkanlığı avukatına söz verilmek istenmesine Av. Mustafa Güler itiraz etti. Esas hakkındaki mütalaada kimlerin beyanda bulunacağının sırasının belli olduğunu hatırlatan Av. Güler, “Bu durumda bizim cevap hakkımız doğacaktır, şimdiden talep ediyorum.” dedi.

Cumhurbaşkanlığı avukatı beyanına, “Adaletin görevi, suçluları cezalandırmak, masumları ayırmaktır.” sözleriyle başlayıp sanıklar ve avukatlarının çok rahat savunma yaptıklarını bildirerek özetle şunları söyledi:

“Bu dava için ‘siyasi bir dava’ dediler. Bu dava asla siyasi bir dava değil, ama konusu siyasi olan bir davadır. Burada siyasete müdahale, siyaseti dizayn sözkonusudur. Dolayısıyla siyasilerden ve bir muhalefet partisinin genel başkanından büyük tepki gelmiştir. Biz bu muhtıra metninin tamamına karşıyız. Meselenin, Montrö veya münasebetsiz cübbeli amiralin davranışları olmadığı WhatApp yazışmalarından anlaşılmıştır. Asıl meselenin, siyaseti dizayn etme olduğu açıktır. 28 Şubat ve 27 Nisan muhtıraları gibidir. Bunlar sıradan siviller değil, üst düzey görevlerde bulunmuş askerlerdir. Yaşları konuşuldu. Bir seferberlik durumunda tekrar göreve çağrılabilirler diye düşünüyorum. Devlet sırlarını ve harekât usullerini bilmektedirler. ‘Elverişli’ durum, silahtır ve bu da hazırdır. Ayrıca silah depolamalarına gerek yok. Darbe ve muhtıralar bugüne kadar hep TSK’nın elindeki silahlarla yapılmıştır. Bu silahları gasp etmiş ve milletin silahını millete çevirmişlerdir. O yüzden adil bir hüküm vermenizi diliyorum. Sanıklar ve avukatları benim ‘Parmak salladılar’ ifademe çok takıldılar. Aslında eski Adalet Bakanı da bu ifadeyi kullanmış. Kimse devlete, kim olursa olsun devleti yöneten siyasi iktidara, Cumhuriyete ve demokrasiye parmak sallayamaz. Bunun da böyle bilinmesini beyan ediyorum.”

“Siyaset Vatandaşa Parmak Sallıyor”

“Seferberlikte göreve çağrılabilirler.” sözleri salonda gülüşmelere yol açan Cumhurbaşkanlığı avukatına bazı sanık avukatları cevap verdi.

Av. Türker Tok, Cumhurbaşkanlığı’nın bu davaya katılımının kabul edilmesinin yanlış olduğunu tekrarlarken tüm darbelerin muvazzaf askerlerce, emir-komuta içinde yapıldığını hatırlattı. Av. Mustafa Güler ise şöyle konuştu:

“Evet, bu dava da konusu da siyasidir. Çünkü burada ifade özgürlüğü yargılanmaktadır. İfade özgürlüğü herkese tanınan bir haktır. Siyaset bizim de, kararlarına yansıtmadıkları sürece hakimlerin de hakkıdır. Siyaset, sadece siyasetçilerin hakkı değildir. ‘Siyaseti siyasetçilere bırakın.’ denmesi, bu davanın sebebini açıklıyor. Ancak gördüğümüz kadarıyla Sayın Avukat, vekalet aldığı katılanın da düşüncelerine karşı. Zira katılan, Montrö’nün önemli olduğunu ve cübbeli yobazın davranışına katılmadığını söylemişti. Anlaşılan yakında WhatsApp yazışmalarımız da suç sayılacak, oraya gidiliyor. Efendim, devletin sırlarını biliyorlarmış. Bu darbe yapmanın elverişli vasıtası değildir. Biz ‘elverişli vasıtaya’ silah diyoruz. Onun için Savcılık, muvazzaflarla irtibatlarını araştırdı. Galiba hükümet her eleştiriyi parmak sallama sanıyor. Bu kadar alınganlığa gerek yok. Aslında siyaset, vatandaşa ‘Sakın beni eleştirme.’ diye parmak sallıyor. Bu davayla da ‘Konuşma, konuşanı yargılarım.’ demiştir.”

Bu beyanların ardından sanık avukatlarının tanık dinletme ve AYM’ye yapılan bireysel başvuruları bekletici sebep yapma taleplerini görüşüp reddeden Mahkeme, yargılamaya son verip karar için müzakereye geçti.

Yarım saatlik aradan sonra yerini alan heyet, sanıklara son sözlerini sordu. Sadece bir sanık, “Suçsuzum, beraatımı istiyorum.” dedikten sonra Mahkeme Başkanı, “suç işlemedikleri sabit olduğundan” tüm sanıkların oybirliğiyle beraatına karar verildiğini açıkladı.

Karar, salondaki izleyiciler tarafından alkışlandı.

Evet, karar alkışlandı, ama bu davanın bittiği anlamına gelmiyor. Nitekim, kararın mürekkebi kurumadan, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, kararı cezalandırılmaları istenen 12 isim yönünden İstinaf’a taşıyacağı bildirildi

Düşünceni söyle, yorum yaz...